48 Saatte Floransa

İtalya’dan vize aldığımız ve öncelikle başka ülkelere gittiğimiz için ülkeye artık giriş yapmamız gerekiyordu. Zira yine İtalya’dan vize almak istesek sorun yaşayabilirdik. Ocak ayında gitmemiz ve kısıtlı süremiz nedeniyle Floransa’da karar kıldık (Floransa’ya THY ile Bologna aktarmalı gidilebiliyor). Pek çok kişiden Floransa ile ilgili olumlu şeyler duymuştum fakat yine de çok turistik bir şehir olması gözümü korkuttu. Uygun fiyatlı ve güzel bir otel bulunca fırsatı değerlendirdik. İstanbul karlara teslim olmuşken 12 derecelik Floransa bize ilaç gibi geldi. Turist yoğunluğu vardı ama kış ayları olması sebebi ile çok rahatsız edici değildi. Tatilin bu kadar pozitif başlamasından çocuksuz bir tatil olduğu anlaşılmıştır heralde.

Floransa tarihi bir şehir ve hakkını vererek gezmek isterseniz iki günün yeteceğini sanmıyorum. Biz tercihimizi ünlü Medici Ailesi’nin sanat koleksiyonunun sergilendiği Uffizi Sarayı ve Davut Heykeli’nin bulunduğu Galeria dell’Accademia’dan yana kullandık. Şehrin simgesi haline gelen Duomo’yu da es geçmedik tabi.

floransa2 Okumaya devam et

Reklamlar

New York, ABD

En baştan belirtmek isterim ki bu yazı harika bir New York Gezi Rehberi değil. Alışveriş motivasyonu ile gidip aslında ciddi bir hayal kırıklığı yaşadım denebilir. Bu yazıyı yazmamdaki amaç hem kendim için bir arşiv oluşturmak hem de gitmeyi planlayanlar için fikir vermek. New York sanırım filmlerden dolayı insanda hep romantik bir şehir izlenimi yaratıyor. Oysa İstanbul gibi kaotik bir şehirle karşılaştım. Havaalanından itibaren taksi bulma derdi ve içine girdiğimiz trafikle iyi bir başlangıç yapamadık sanırım. Neyse ki kaldığımız otel çok merkezi bir noktadaydı ve metroyla veya yürüyerek istediğimiz her yere ulaşabildik. New York’a gelmişken Central Park’a gitmek, Empire State Binası’na çıkmak, Özgürlük Heykeli’ni yakından görmek ve Times Meydanı’nı görmek olmazsa olmazlar arasında. Times Meydanı’nda yer alan Toys’r’us mağazası dışında meydana yönelik ilginç birşey göremedim. Özgürlük Heykeli’ni yakından görmek için feribot turuna katılmaya zamanımız olmadı. Empire State Binası’na çıkıp gökdelenlere bir de oradan baktık. Uçakta gördüğüm manzaradan farklı birşey yoktu bence. Ama Central Park’ta geçirdiğim her dakika çok keyifliydi. Elbette parkın tamamını göremedim ama gördüğüm kısmı bile bana yetti. Özellikle insanlardan korkmayan sincaplar çok şirindi.

IMG_2970-checker

IMG_2904-checker
Okumaya devam et

Berlin, Almanya

Berlin’de geçirilecek 36 saatimiz ve haritada işaretlenmiş onlarca noktamız vardı. Hızlıca bir rota belirleyip kendimizi sokağa attık. Öğle yemeği için ilk durağımız Mitte’de yer alan Yamyam oldu. Daha önce sadece Kore yemekleri yapan bir yere gitmemiştim. Mekanı öneren arkadaşım yemek de tavsiye edince mönüyü inceleme derdinden de kurtulmuş oldum. Pilav, sote sebzeler, sahanda yumurta ve tercihe göre et veya balıkla servis edilen Bibimbab’ı oldukça beğendim. Giderseniz deneyin.

Mitte demişken mutlaka görmeniz gereken iki mağazadan bahsetmek istiyorum. İlki hem hediyelik ıvır zıvır hem de retro mobilyalar satan Schönhauser Design diğeri ise içinde güzel bir kafesi de olan Hype Type. İki mağazayı da gün sonunda hızlıca gezebildim ve ürünlere bayıldım! Özellikle Hype Type’ın tipografik poster ve diğer ürünleri çok başarılıydı. Sitesini detaylı incelerseniz bana hak verirsiniz. Berlin alışveriş rehberine ihtiyacınız var ise şu siteye bir göz atın derim.

yamyam Okumaya devam et

Batı Karadeniz: Sinop

Safranbolu-Amasra‘yla başlayan Batı Karadeniz seyahatimizde Kastamonu‘dan sonraki son durağımız Sinop’tu. Sinop’a günübirlik gitme şansımız oldu. Şehre gelir gelmez ilk işi olarak Teyze’nin Yeri‘nde Sinop Mantısı yedik. Bildiğimiz sarımsaklı yoğurtlu mantının yanı sıra cevizli mantı da yiyebilirsiniz. Biz tek tabakta ikisinden de yemeği tercih ettik. Teyze’nin Yeri’ni sevme nedenim güzel mantı yapmaları yanında bir kadın işletmesi olmasıydı. Herşey tertemiz pırıl pırıldı ve mama sandalyesi mevcuttu. Çocuk sahibi olunca restoranları değerlendirme kriterleri de haliyle değişiyor. Karnımızı doyurduktan sonra sahil kenarına gitmeye karar verdik. Fazla rüzgarlı olması nedeni ile bu fikirden cayıp araba ile Sinop Yarımadası’nı turlamaya başladık. Şehir merkezinden uzaklaştıkça bitki örtüsü değişmeye, güzelleşmeye başladı. Kendimizi biranda İskoçya’da hissetmeye başladık. Yarımada’yı dolaşmayı es geçmeyin derim. Bu arada Sinop’un simgelerinden biri olan cezaevini görmediğimizi belirtmeden geçmeyeyim. O kadar acının yaşandığı bir yapıyı gidip görmek bana manalı gelmedi. Onun yerine doğal güzellikleri görelim istedik. İlk olarak Türkiye’nin en uç noktası olan İnceburun’u ve oradaki deniz fenerini görmeye gittik. Tahmin edeceğiniz üzere bolca rüzgarlı idi lakin bir o kadar güzel.

sinop2 Okumaya devam et

Batı Karadeniz: Kastamonu (Bir Gastronomi Cenneti)

Batı Karadeniz gezimizin ilk durağı Safranbolu ve Amasra idi. İkinci durak ise Kastamonu oldu. Bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi Berna Tükel’in “Babamın İzinde Kastamonu” yazısı bu tatile çıkmamızdaki en büyük etkendi. Yazının dijitalini Ipad Dergilik uygulamasını güncellediğimde kaybettiğimi farkettim. Yazı dili, çizimler ve fotoğraflar o kadar güzeldi ki kaybettiğim için çok üzgünüm. Birkaç çizimi de kendi yazımda kullanmak isterdim ama kısmet değilmiş. Yazıdan etkilenmiştim etkilenmesine fakat Kastamonu’yu gördüğümde daha da çok etkilendim.

Düzeltme: Bu yazıyı yazdıktan sonra bir arkadaşımda Ipad Dergilik uygulamasının eski sürümü olduğunu öğrendim. Sağolsun bana dergiyi indirdi ve istediğim sayfaları gönderdi. Ondan tam bir gün sonra Berna Tükel’den bir e-posta aldım. Yazımı şans eseri okumuş ve istersem yazıyı gönderebileceğimi söylüyordu. Ben de kendisinden yazı için hazırladığı çizimi istedim. Sağolsun göndermiş. Sanırım birşeyi kalpten istersen gerçekten oluyor.

yiyecek

(*) Bu çizim Berna Tükel'in izniyle yayınlanmıştır.

Okumaya devam et