Kalpazankaya Restoran, Burgazada

Tatildeyken yaz bitmeden yapılacaklar listesi hazırlamış, İstanbul’a döner dönmez de harekete geçmiştik. Brüksel’de sonbaharın kendini iyice hissettirdiği sırada İstanbul’da hava sıcaklığının hala 30°C’ye yakın olması yazdan kalan son günleri iyi değerlendirmemiz gerektiğini hatırlattı bize. Listenin ilk sırasında Kalpazankaya Restoran‘da yemek yemek vardı. Her ne kadar Yeni Keşfim! bölümünde yer alsa da restoranın 50 yıllık bir geçmişi var. Evet bazen geç keşifler yapabiliyorum ama hala keşfedemeyenler için belki bir vesile olur bu yazı.

Restoran’a ait internet sitesindeki tarihçe bölümü oldukça ilgi çekici. Rum sahibi tarafından kır kahvesi olarak işletilen yer şimdiki sahipleri tarafından 1959 yılında restorana dönüştürülmüş. 1970’li yıllarda daha çok hippiler gelip çadır kurarlarmış ve restoranın çevresinde kalırlarmış (O zamana ışınlanıp manzarayı görmek isterdim doğrusu). Adanın haritasına baktığınızda vapur iskelesi merkez alındığında Kalpazankaya Restoran adanın diğer ucunda son nokta olarak duruyor. Zaten mevcut yol da restoranla birlikte bitiyor. Restoranın devamı ise çam ormanları.

Restoran olarak işletilmeye başlandığı dönemde doğru düzgün bir yolu bile olmayan Kalpazankaya’nın işletme sahibi İsmail Bucak önce yolu açtırmış ardındansa elektrik hattı çektirmiş. 1960’lı yıllarda oldukça zor olsa gerek tüm bu işler. Günümüzde ise hala o bakir halini koruyabilmiş bir mekan olarak kalmış. Etrafının çam ağaçları ile çevrili olması ve yakın çevresinde çok fazla yapılaşmanın olmaması da bunda etkili olmuş. Ancak geri dönüş yolunda Anadolu Yakası sahili görünmeye başladığı an tüm büyü bozuluyor. O gökdelenleri yapanlar acaba uzaktan ne kadar çirkin durduklarının da farkında mıdır? Neyse, bu konuya girersek konu bambaşka yerlere gider, o nedenle Kalpazankaya ile devam edelim. Restoranın en meşhur yemeği tandır kebabı imiş. İmiş diyorum çünkü biz bunu gittikten sonra öğrendik. Tandırla ilgili yorumumu bir dahaki sefere paylaşırım. Zaten gittiğimiz gün hava o kadar sıcaktı ki balık bizim için en iyi seçenek idi. Bir de mezeleri gördükten sonra insan doğal olarak balığa yönleniyor. Restoranın aşağısında ayrıca denize girilecek ufak bir bölüm mevcut ama kayalık olması sebebi ile bana çok çekici gelmedi. Ayrıca ufak bir büfe ve şezlonglar da vardı.

Restorana varmak için en kolay yol yaklaşık 15 dk süren fayton yolculuğu. Bu kadar kısaysa ben yürürüm demeyin çünkü bol yokuşlu bir yol. Ayrıca yoğun dönemlerde geri dönüşte de fayton kullanacaksanız garsonlara yarım saat önceden bildirmenizde fayda var. Bazen fayton bulmak sıkıntılı olabiliyormuş.

İnternetten okuduğum yorumlarda genel olarak pahalı ve servisinin kötü olduğu yazıyordu. Biz servisle ilgili çok büyük bir sorun yaşamadık. Fiyatlara pahalı diyenlere de çok katılmıyorum. İstanbul’da gideceğiniz herhangi bir balıkçı kadar para ödeyeceğinizi söyleyebilirim. O manzara ve ortama da değer doğrusu. Hesaba kuver ve %10 servis dahil ediliyor. Bu normalde çok sevdiğim bir uygulama olmasa da ortamdan mutlu ayrıldığım için çok önemsemedim.

Cumartesi öğleden sonra gittiğimizde neredeyse bütün masalar rezerve idi. Özellikle teknesi ile gelen çok insan oluyormuş. Restorana ait botla teknenizden dilerseniz sizi gelip alıyorlarmış. O nedenle gitmeden önce yer durumunu öğrenmekte fayda var. Ayrıca yaz dönemi bittikten sonra sadece haftasonu açık olduğunu duydum. Her şartta gitmeden son durumu öğrenmek iyi olabilir.

Şanslı günümüzmüş, rezervasyon yaptırıp gelmeyenlerin yerine manzaralı bir masaya oturabildik. Mezelerimizi de gidip kendimiz seçtik. Balık konusunda da çalışanlar çok yardımcı oldu. Balıkların kilosu (lagos, deniz levreği, mercan vb) genelde 90 TL civarında idi. Porsiyon balık almak yerine ortaya büyük bir balık yaptırıp doya doya yedik. Mezeler de vasatın üzerinde idi. Buraya kadar gelmişken meze olarak Kaya Koruğu denemenizi öneririm.

Bu kadar yemekten sonra dönüşte fayton yerine yürümeyi tercih ettik. Yaklaşık 40-45 dk süren yürüyüş sırasında at pisliklerinin kokusu zaman zaman dayanılmaz boyutlara ulaştı. Yol kenarlarında saçılmış çöpler ve yer yer moloz yığınları da cabası. Ayrıca dönüşte ağzına kadar dolu vapurda oturacak yer bulduğumuz için kendimizi şanslı hissettik. Kabataş’a vardığımızda ise bizi trafik çilesi bekliyordu. Taksi bulamayıp neredeyse gideceğimiz yere kadar yürümek zorunda kaldık. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Kalpazankaya’da geçirdiğimiz zamana değdi doğrusu.

NOT: Makro fotoğraflar için İlker’e diğer fotoğraflar için ise Alper’e teşekkür ederim. Makinemin hafızası dolu olduğu için yanıma almamıştım. Onlar da sağolsun istediğim kareleri çektiler.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s